Monthly Archives: Temmuz 2013

Genel

2 Temmuz ve Zülfü Livaneli

Bir 2 Temmuz. Bodrum’da Zülfü Livaneli Konserindeyiz. Livaneli: “Peki şimdi ne söyleyelim?” diye soruyor. Annem “Yangın Yeri” diye bağırıyor, herkes duyuyor, Livaneli, Leylim Ley söylüyor.

Olsun. Senin de canın sağ olsun.

Atışma

iki gibi.

İlerlemek mümkün mü?

Felsefede ereksellik var mı? Ereksellik gibi bir süzcüğün ortalıkta olduğu bir yerde ne kadar ilerlemeden konuşulabilir? Ama sanıyorum bu, kuşkusuz, bir takım modernleşmeci aydınları gülümsetir sadece.

Ereksellik. Neyse.

Var mı bildiğimiz bir ilerleme? Yok. Cevap var mı yok? Evet ya da hayırın ötesinde. Antik Yunan, çok uzak, ufuktan bakarsın, görebildiğini al, alabildiğini anla, anlayabildiğini anlat. Peki anlattığın ne olacak? Sefiller. 21. yüzyılın insanı: Sefiller. Bokunda boncuk arar da döner ta arkasına bakar.

İlerleme mümkün değil, biriktirmek bir yere kadar mümkün. Biriktirmek de bilmeyi sağlamıyor maalesef. Sandal demişken ve bir da şarkı olarak they say, meşhur hikaye: derler.

Hadi şimdi binip gidince soracaklar herhangi bir yerde; biliyor muydun?

Bilsen de bilmesen de biliyordu, derler.

Ama biliyordumdan ziyade başkalarının bildiklerine sığınınca gök kaplı, su pis, her ne kadar bu bir önceki ile aynı olmasa da. Sandalda dengeyi tutturmaya çalışmak tek çare, başkalarının rüzgarı ile yelken tutmak? Mümkün değil. Tutturabildiklerine inanıyoruz ama biz demiyoruz, gene ‘they say’.

Genel

yıl 2005 aylardan aralık tam burada

elyazmasi.org - aralik 2005

Atışma

sıfır

Bir sandalın üstündeyiz, muhakkak. Belki yalnız, belki hep beraber. Küreklerden birini kavrayacağım, mümkünse soldakini. Sandal kıçından bir ağacın köküne kalınca bir halat ile bağlı. Ne kadar kürek çekersem çekeyim bir merkezin çevresinde dönüyorum. Olsun, durmuyorum. Su pis, kokusu burun sızlatır. Çamurlu. Çamur, iyi niyetli bir tanımlama. Onun üstünde dönüp duruyorum. Bazen dalgalanıyor, dalgalandıran keyifli, bu dalgalar onu yukarıda tutuyor.

Bir ara uyuyorum, rüyamda yaşlı bir adam ”vazgeçmeyecek misin” diye soruyor. ”bir şey yapmıyorken neden vazgeçeceğim ki?” Uyandığımdan beri onu düşünüyorum, sonra boş ver deyip küreğe asılıyorum. Ellerim kanıyor, beni kan tutar ama şimdi tutmuyor. Gülümsüyorum. Sonra küfür ediyorum. Artık cinsiyetçi küfürler yok diyorum, uzun uzun düşünüyorum, Olta sandığına uzanıyorum, cevizden, oymalı. Usta işi, içinden bir kalem ve defter çıkartıyorum. Sandığı suya atıyorum, yüzmeye başlıyor, bir misina ile sandalın başına bağlıyorum sandığı. Arkadan tıngır mıngır geliyor. Batacak mı acaba? Batsa da bir yere gidemez artık.

Kıçtaki bağı bir yokluyorum, yalnızken esnetmem imkansız. Ufka doğru bakıyorum başka sandallar da dolanıyorlar. Onlarla yolumuzu birleştirsek diyorum, birleştiriyoruz, birleşmişler. Şimdi binlerce sandal var, kimse bize karışmıyor, yörüngemizde dönüyoruz. Ama su pis, çok pis. Onun için yapabileceğimiz bir şey yok. Su bu kadar pis ise yapılabilecek bir şey yok. Devam ediyorum.

Sandalın soluna oturuyorum, göz ucu ile sandığa bakıyorum ve küreği elime alıyorum: Merhaba.