‘resmi ideoloji’ ile yuzlesmek uzerine kisisel blog yazisidir.

şubat 2012’de başka bir blog için yazdığım yazı idi. Burada bulunsun madem.

bugun facebook’ta gordugum bir etkinlik beni uzun zamandir aklimin bir kosesinde duran farkli konulari tekrar dusunmeye tesvik etti. etkinlik toplumsal olaylari inceleme ve yuzlesme dernegi gibi cok iddiali bir isimle yolan cikan ve kisaca kendilerine dayanisma dernegi diyen dernek tarafindan duzenlenen ‘resmi ideoloji ile yuzelesiyoruz sempozyumu’. sempozyumu duzenleyen dernegi, yonetim kurulunu ve sempozyumun davetlilerini az cok tanimama ragmen kisilere iliskin bir degerlendirme yapmak istemiyorum. kuskusuz hepsi alanlarinda degerli isimlerdir ve niyetleri de ortaya faydali bir calisma koymaktir. ama benim iki itirazim var. birincisi; ‘resmi ideoloji’nin ne oldugu uzerine, ikincisi ise ‘yuzlesmek’ uzerine. bu yazida cok uzatmamaya calisarak bunlari aciklamaya calisacagim.


bir devletin resmi ideolojisini nasil anlariz? eger genc bir devlet ise ya da bir kurucu meclis tecrubesini henuz geride birakmis ise anayasasina bakarak anlayabiliriz. cunku devletin sinirlarinin en net sekilde cizildigi ve bu sinirlara en bagli olundugu donemler bu donemlerdir. bunun disinda ise anayasalarin temel ilkeri surekli degistirilemeyecegi ama toplumlar ve bu toplumlarin yansimasi olan devlet yapilari surekli degisme halinde oldugu icin bizler de devlet aygitlarinin uyguladiklari politikalara bakip devletin resmi ideolojisini cikartabiliriz.

bakalim turkiye cumhuriyeti anayasasi’nda ‘devletin resmi ideoloji’si nasil belirlenmis:

II. Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2.– Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

toplum huzuru, milli dayanisma ve hatta adalet aynlayisi gibi tanimlari uzerinde mutabik olmamizin mumkun olmadigi kavramlari gecersek elimizde sunlar kaliyor; insan haklarina saygili, ataturk milliyetciligine bagli, demokratik, laik, sosyal. buarada bir parantez acalim; baslangicta belirtilen esaslar bildigimiz 1982 ruhu, anayasa tartismasi icerisinde olmadigimiz icin o kismi geciyorum ve burada bu maddeden yola cikarak anayasanin genel olarak devlet ideolojisinin cercevesini cizmeye calisiyorum. simdi yukarida kalin olarak belirttigim kisimlari asagidaki cumlede yer alan bosluga koyalim ve bu cumlenin gecerliligini bir tartalim:

“turkiye cumhuriyeti …. bir hukuk devletidir.”

bugunun turkiyesi’ne baktigimizda oldu mu? olmadi. simdi denilebilir ki burada belirtilenler bir ideolojiden ziyade devletin esaslaridir. o da kabul ama bu benim iddiamdan cok da uzak bir yere dusmeyecektir. oyleyse su soruyu sormaliyiz; son on yilda(iyimser, gencligime verin o kadarinin ayirdina varabildim) yasadigi buyuk degisme ile vardigi bugunku noktada turkiye cumhuriyeti devleti’nin resmi ideolojisi nedir? sempozyumu duzenleyerek ilk bolume “devletin resmi ideolojisi: kemalizm” basligini koyduklarinda bu soruya net bir cevap veriyorlar. kemalizmin butunluklu bir ideoloji olup olmamasi basli basina baska bir tartisma konusu, diyelim ki oyle ama ozellikle mustafa kemal vefat ettikten sonra uygulanan bu politikalar butunu hala cesitli alanlarda varligini surdurse de kemalizm gunumuz turkiye devleti’nin ideolojisi olmaktan coktan cikmistir. bunun sonucu olarak da hem ozelestiri hem de elestiri amacli calismalar hizlanmis ve ‘populerlesmistir’. kemalizm uzerine calismak, sinirlari belli olmayan bu eylemler ve dusunceler(1) butununu sagliksiz bir bicimde tartismak, yeri geldiginde ona saldirmak ya da ici bos tartismalara konu etmek(2) genc ve bir cogu da vasifsiz sosyal bilimci ya da tarihcinin onunde akademik dunyaya hakim belli bir kisimde ve zihniyette kendilerine yer bulabilmek icin kolay bir basamak olsa da artik isin tadi iyice kacmis durumda. kemalizm; bir donemin ihtiyaclarina cevap olarak ortaya cikmis bir politiklar butunu olarak o donemin tarihi olarak sona ermesi ile birlikte yavas yavas ortadan kalkiyorken, bizler sosyal bilimlerle ya da tarihle ilgilenen insanlar ise aslinda hemen hic etkimizin olmadigi bu tarih surecleri icerisindeki erimeyi cozmekle ugrasacagimiza malumun ilanini cok yeni seyler kesfetmisiz gibi pisirip pisirip ortaya suruyoruz. daha once de soyledigim gibi bir cok alanda kokleri hala dursa da coktan tedavulden kalkmis bir dusunce ya da eylemler zincirini yasanan tum olumsuzluklarin sorumlusuymus gibi onu on yillardir devlet politikalari altinda ezilmekten dolayi ortaya cikan hincimizin gunah kecisi ilan ediyoruz. sonra ortaya agos ve radikal yazari yetvart danzikyan’in(3) twitter’da kurdugu “esas meselenin ‘ulus-devlet’ mantığında yattığını ne zaman anlayacağız acaba?” cumlesi gibi garip cumleler cikiyor. olayin ozunden kopup, sorunun aslinda devleti insanin uzerinde kutsayan ve geri kalan her seyi yok sayan yapisindan kaynaklandigini goremiyoruz. esas meselemiz yani cinayetler, katliamlar, insan haklari ihlalleri, hukukun hic edilmesi, ifade ozgurlugu onundeki engellemeler sanki ulus devletin hic ugramadigi topraklarda ve hatta kemalizmin adinin dahi duyulmadigi cografyalarda karsimiza cikmiyormus gibi. konu dagildigi icin su soru ile toparlayalim; “sahi tum bu cografyalarin ortak ozellikleri ne olabilir? kemalizm mi? ulus devlet mi? ortak derdimiz nedir” bunun uzerine dusunmek gerekmez mi?

1908’den beri harmanlanarak ve yigilarak gelen modern turkiye devleti’nin bugunku ideolojisi; disarida ulusotesi sermayenin neoliberal politikalarina tam olarak eklemlenmis(ya da teslim olmus), iceride ise turk-islam sentezini benimsemis baskici bir ideolojidir. dunyayi farkli ulkelerde farki bicimlerde ama akiskan bir sekilde etkisi altina alan duzende turkiye’ye dusen de budur. bugunun, su an deneyimledigimiz sorunlarin cevaplarini on yillar sonra icinde bulundugumuz tarihi surec uzerimizden silindir gibi gectikten ve her sey bittikten sonra aslinda aktoru olmadigimiz olaylarin neticesinde ortaya cikan baska bir musait ortamda tartismak yerine, resmi ideolojiyi bugun tartisalim. var misiniz?

bir diger itirazim ise yuzlesmek meselesine. ezber bozmak, yuzlesmek ve hatta yuzlestirmek… yuzlesmek korkulan, ifade edilemeyen ile karsi karsiya gelebilmektir. ortada bir gerceklik vardir ve ona ulasabilme cesaretidir. surekli olarak bunu ifade eden insanlar sanki bahsettikleri konu ile ilgili mutlak hakikate ulasmislar da digerlerini buna davet eder bir havadalar. tarihle yuzlesmekten, ezber bozmaktan bahseden bu insanlarin aslinda ‘aydinlanma’ ile en cok sorun yasayan insanlarla hemen hemen ayni olmasi ilginc bir tesaduf degil mi? mikro ya da makro olcekte hakikate ulasmis oldugumuzu dusunmekten ve daha da komigi bunu surekli baskalarina pazarlamaya calismaktan ne zaman vazgececegiz? bu konu uzerinden gidersek daha karsimiza bile ne alacagimizi bilmiyorken bir yuzlesmeden nasil bahsedebiliriz?

tartismalari sorunun ozunden uzaklastiran, enerjileri bosa sarf ettiren, hedef saptiran ve artik kabak tadi veren bu tartismalardan siyrilip esas sorunlarimiza yogunlasmak temennisi ile yaziyi burada bitiriyorum. yazarken sinirlarindan cikamadigim, iddialarimi ve gerekcelendirmelerimi sekillendiren yontem bilgisinden su an muthis rahatsizlik duydugum ama en cok da buranin bir kisisel blog olusundan dolayi yaziyi cat diye kesiyorum. sabredip okuyanlar, sag olsunlar.

(1) dersim tartismasini hatirlayalim. kemalizm bir ideoloji olarak bunun neresinde? bu durumda celal bayar ideolojik olarak nerede? ve dersim bombalanirken nerede? celal bayar’in takipcileri bugun nerede? bence bir yuzlessinler.
(2) benim de okumaktan cok keyif aldigim ve okudugum icin kendimi sansli hissettigim bir cok degerli calismayi ve onlarin yazarlarini ayri tutuyorum tabii ki.
(3) kendisini severek takip ediyorum ama bu yazdigi ile ‘sen de mi’ dedirtmisti. bu cumlesi isaret ettigim carpik dusunce yapisina bir ornek olarak burada, yazarin kendisi butun olarak degil.

notlar bile uzun oldu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir