sıfır

Bir sandalın üstündeyiz, muhakkak. Belki yalnız, belki hep beraber. Küreklerden birini kavrayacağım, mümkünse soldakini. Sandal kıçından bir ağacın köküne kalınca bir halat ile bağlı. Ne kadar kürek çekersem çekeyim bir merkezin çevresinde dönüyorum. Olsun, durmuyorum. Su pis, kokusu burun sızlatır. Çamurlu. Çamur, iyi niyetli bir tanımlama. Onun üstünde dönüp duruyorum. Bazen dalgalanıyor, dalgalandıran keyifli, bu dalgalar onu yukarıda tutuyor.

Bir ara uyuyorum, rüyamda yaşlı bir adam ”vazgeçmeyecek misin” diye soruyor. ”bir şey yapmıyorken neden vazgeçeceğim ki?” Uyandığımdan beri onu düşünüyorum, sonra boş ver deyip küreğe asılıyorum. Ellerim kanıyor, beni kan tutar ama şimdi tutmuyor. Gülümsüyorum. Sonra küfür ediyorum. Artık cinsiyetçi küfürler yok diyorum, uzun uzun düşünüyorum, Olta sandığına uzanıyorum, cevizden, oymalı. Usta işi, içinden bir kalem ve defter çıkartıyorum. Sandığı suya atıyorum, yüzmeye başlıyor, bir misina ile sandalın başına bağlıyorum sandığı. Arkadan tıngır mıngır geliyor. Batacak mı acaba? Batsa da bir yere gidemez artık.

Kıçtaki bağı bir yokluyorum, yalnızken esnetmem imkansız. Ufka doğru bakıyorum başka sandallar da dolanıyorlar. Onlarla yolumuzu birleştirsek diyorum, birleştiriyoruz, birleşmişler. Şimdi binlerce sandal var, kimse bize karışmıyor, yörüngemizde dönüyoruz. Ama su pis, çok pis. Onun için yapabileceğimiz bir şey yok. Su bu kadar pis ise yapılabilecek bir şey yok. Devam ediyorum.

Sandalın soluna oturuyorum, göz ucu ile sandığa bakıyorum ve küreği elime alıyorum: Merhaba.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir