Category Archives: Genel

Genel

Bunu yaptık, daha neler yaparız

Yapar mıyız?

gezi-parki-direnisi

Atışma Genel

O değil de kitaplar kemirilmek için midir?

Demin Fransızca bir e-posta yazdım, nasıl şakır şakır gidiyor Fransızca, sanki tez yazarken yarım sayfa için yarım hafta kıvranan ben değilmişim gibi. Her şey bu kadar kolay olmuyor ama. Hayat iyi de yaşamak zor diyoruz, öyle. Ürün iyi de eylem zor. Nasıl yapsak sorusu için yalnızca yapsak diyebiliyorum, yapınca oluyor. (Bazen de olmuyor. Sık sık.)

Mesela geçen gün bizim beyaz kıl yumağı Karl Gerard Mathilda’yı tavana doğru kaldırıp şöyle bağırıyordum: Sen aciz bir yaratıksın, ben olmasam içecek su, yiyecek mama bulamazsın, onu geçtim sıçacak temiz kumun olmaz. Muhtaçsın bana, o yüzden, ben ne diyorsam onu yapacaksın. Şimdi akıllı ol ve bana terliklerimi getir! Kendisini yere bırakmamla masanın üstündeki Rotring kaleme uçup, onunla oynamaya başlaması bir oldu. Dinlemedi değil, duymuyor.

Kendince bir emek veriyorsun, hem de nasıl emek… İstiyorsun ki bir karşılığı olsun. Tamam terlik getirmesin ama en azından yemeğini saatinde yesin ya da midesine iyi gelir diye 10 günde yetiştirdiğin bitkiden iki tane ısırıp sonra onu topaca çevirmesin. Ama ne oluyor? Sen isterken aslında onun isteklerine ayak uydurmaya başlıyorsun. Oraya çıkma, bu tasa dokunma, mutfağa girme derken bir anda oranın üzerini toplar, tası ulaşılamayacak bir yere kaldırır, mutfak tezgahını boşaltır oluyorsun.

Sonra düşünüyorsun: Belki hayat da o kadar iyi değildir.

2006 değildi bu siteyi kurduğumuzda. WordPress 1.5.2 vardı hiç unutmuyorum, tam siteyi açmaya yakın 2.0 olmuştu. Ne heyecanlanmıştım. WordPress öğrendik bu uğurda; CSS, PHP vs.

O kadar emek veriyorsun, sonra daha sabah bile değilken kulağının tam dibinde bir mavi bir kehribar iki göz. Dün gece uyumadan önce okuduğun kitap kemirilmekte. Sinirlenemiyorsun bile ve müdahale etmeden:

– Kızım, kitaplar kemirilmek için midir?

Belki de öyledir, biz yanlış anlamışızdır.

Genel

Neden Aras Kargo Kullanmamalısınız?

Özellikle çok zor koşullarda çalışıldığından emin olduğum sektörlerdeki firmalar hakkında yorum yaparken olumsuzlukları görmemeye çalışıyorum ama burada neden bir kargo firmasını kullanmamalıyım sorusu tek tek çalışanlarla değil bir sistemin ne kadar kötü olabileceği ilgilidir.

Bir toplumsal yapı, devlet kurumu ya da şirket işleyişinin ne kadar sağlam olduğu kriz anlarında ve alışılagelmişin dışına çıkılan istisnai anlarda belli olur, malum. Bizim de çalıştığım firma münasebeti ile sürekli olarak haşır neşir olduğumuz Aras Kargo ile ilişkilerimiz monoton ve rutin idi: Cağaloğlu’ndan genelde bilindik adreslere ve hemen hemen aynı ebatta gönderiler. Ufak yanlışlıklar olsa da büyük bir soruna hiç şahit olmadım.

Aras Kargo Logo
Aras Kargo Logo

Ta ki, bugün (29.08.2013’te) Cağaloğlu’ndan Seyrantepe’deki Ali Sami Yen Spor Kompleksi’ne aynı gün içinde bir paket ulaştırmam gerekene kadar. Muhtelif motokuryelerden fiyat aldıktan sonra bir de anlaşmalı olduğumuz Aras Kargo’yu arayalım dedim. Telefonda saat 5’e kadar Seyrantepe’de olması gereken bir paket olduğunu söyleyip, halledip halledemeyeceklerini sorduk. Onlar da göndeririz ama saat 10’a kadar kendiniz getirmelisiniz, dediler. Olağandışı bir durum olmasına rağmen bizim dükkana uzak sayılabilecek bir konumdaki kargo merkezine pakedi bıraktım.

read more »

Genel

Berkin Elvan

Berkin, 14 yaşında, başından gaz fişeği ile vuruldu, 16 Haziran 2013’ten beri komada. Vuran? Bilinmiyor. Biz biliyoruz.

Dün destek için Taksim’de toplananlara polis müdahale etti. Annesinin durumu aşağıdaki fotoğrafta, ailesi yaralananlardan özür diledi.

Bunları görmüşsünüzdür, buraya da not düşeyim, olur da bir gün unutsak, görür utanırım.

elvan-anne

Genel

yaprak döker bir yanımız

Birikim Dergisi’nin konuyu tam 12’den vuran Gezi sayısı kapağı: … bir yanımız bahar bahçe. Yüzümüzde güller açtı, mutlu olduk, içimizi boşalttık, bir olduk, muhabbete doyayazdık… Ama aklımızın bir köşesinde hep ölen kardeşlerimiz var, kazanırken kaybettiklerimiz, polise şiddet uygularken ölenler (Hiç utanmıyor değil mi? Biz bunu unutmayacağız: “Türkiye’de 4 kişi polise şiddet uygularken ölüyor; tweetler, Facebook’lar dünyanın altını üstüne getiriyorlar. Mısır’da 300 kişi ölüyor, dünya sessiz. Bizim feryadımız bu haksızlığa”).

Ahmet İnsel haysiyet isyanı diyordu, pekala mümkün ve hatta katılmamak elde değil. Axel Honneth’in tanınma stratejileri üzerine çalışırken ve bu tanınmanın gerçekleşmediği durumlarda ortaya çıkabilecekler üzerine kafa yorarken, ihtimaller değil de doğrudan bir yaşantı olarak karşıma çıktı. Konuyu apolitikleştirmeye (Eylemi gerçekleştirenler hakkında konuşurken sık sık telaffuz edilen apolitik gençlik yaftalaması, sanıyorum ki ‘örgütsüzlüğe’ vurgu yapıyor, yoksa böyle bir hareketi gerçekleştirenlere apolitik demek en azından izansızlık olur.) ve sınıfsallığını yok saymaya çalışan yorumlara rağmen ciddi itirazlar ve yorumlamalar hoşuma gitti. Bir kısmını da burada derlemeye çalıştık çalışacağız. Paragraf başına dönersek; tanınma, Honneth ve yaşananlarla bağlantıları için: Tanınma Siyasetleri ve Sol – bağlantıyı bu yazıda aramayınız, umarım bir ara ben kurmaya çalışacağım.
Kimini görmezden geldiniz, kimini öldürdünüz, kimini zamanında öldürenleri yücelttiniz, kimine hakaret ettiniz, kimini tanımadınız, kimine nefes hakkı vermediniz. Belli bir mahalleye doğrudan ya da dolaylı olarak dahil olmayan herkes için bir rahatsızlık sebebi yarattınız. Salt kalkınmaya dayanan iyi ekonomik gidişat biraz çalkalanınca ise karşınızda ilginç bir kitleyi buldunuz. Bu nesil sokağa çıkarken ‘fanilanı giydin mi’den önce ‘kimliğini yanına aldın mı’ sorusu ile büyüdü ve siz bu soruyu soran ebeveynlerin kendi elleri ile sokağa gönderdiği kalabalık ile karşı karşıya kaldınız. ‘biz, onlar, biz, onlar, siz’ o kadar itti ki bir noktada ‘yeter’ deyip, biz olmaya karar verdik. Bir de baktık ki, pek de yalnız değilmişiz. Zorunlu bizlik büyüdükçe büyüdü, çok şükür bene dönmeden büyemeye devam ediyor.
Haysiyet isyanı, evet, ama bir yandan da Süreyya Evren’in dediği gibi Bir Allahını Seven Defansa Gelsin Hareketi nedenleri ve ne içinleri yazıda. Tecrübe ile öğrendiğimiz yollarla (talcid, maske vs.) yardıma koşmak; önce kendimize sonra başkasına ama hep bize.
İkinci günden sonra bütün bu olanlar bugün bitse bile ne kadar çok şey kazandık, ne kadar çok kazandık diye düşünüyorum. Evet, kazandık: bir yanımız bahar bahçe.
Diğer yandan gel de bunu Ali İsmail’in, Ethem’in, Medeni’nin, Abdullah’ın, Mehmet’in annesine, babasına, kardeşine anlat.
Anlatamazsın. O yüzden; yaprak döker bir yanımız.
Sonuç: Yazı derli toplu olmadı, çünkü dağıldım. Aşağıdaki fotoğrafı Ethem’in ağabeyi Mustafa Sarısülük yayınlamış. Bir bakın, anlayacaksınız.
anneler
Genel

Gezi ve sonrası için seçilmiş makaleler – yazılar – 3

Sabo Akdağ - Gezi Defteri'nden
Sabo Akdağ – Gezi Defteri‘nden

Bir Allah’ını Seven Defansa Gelsin Hareketi – Süreyyya Evren

Halbuki bizde olay sürekli bir zor durumda olana yardım etme telaşı şeklinde gelişiyor. Birilerinin başı sıkışıyor, masum birilerine acımasızca iktidar saldırısı gerçekleşiyor, bir yerde hak hukuk fütursuzca çiğneniyor, oradan bir “Allahını seven defansa gelsin” çığlığı yükseliyor ve insanlar işyerlerinden, yuvalarından, evlerinden, sokaklardan, kendi akışındaki hayatlarından kopup oraya yardıma koşuyorlar. O yüzden de koşulsuzca, neredeyse içgüdüyle taraftarlar yardım koşuyor.

Gezi, Kürtlerin de parkıdır – İrfan Aktan – eXpress

Ayrıca, hatırlayacaksınız, 1 Haziran’da Gezi Parkı’na girildikten sonra yapılan ilk eylemlerden biri, ağaçlara isim vermekti. Her bir ağacın üzerine Roboski’de ölenlerin isimleri yazıldı, Gezi’deki on gün boyunca o isimler o ağaçların üzerinde asılı kaldı. Gezi Parkı’ndaki ağaçların artık isimleri var; o ağaçlar artık aynı zamanda Roboski ağaçları…
Aslında başından beri sorunlu, içtenlik yoksunu Sürecin Gezi’den sonra hiçbir şey olmamış gibi sürmesini zaten kimse beklemiyordu. İstanbul’da barışçı gösterilerle demokratik haklarını talep eden yeni ve genç muhaliflere cop, gaz, Toma ile karşılık veren Erdoğan, Kürtlere neden yumuşak ve barışçı davransın ki?

İstikrarlı ve büyüyen ekonomi. Kimin sayesinde? Büyüyen borçlar altında inleyenlerin sayesinde; bütün diğer OECD ülkelerindeki muadillerinden daha ağır ve uzun çalışanlar sayesinde; işsizlik oranları on yılda ikiye katlanan kadınlar sayesinde; sayısı 3.5 milyonu bulan ve yarısı eğitimlerine devam edemeyen Türk ve Kürt çocuk işçilerin sayesinde. Onların ekonomisi hiçbir zaman istikrarlı olmadı.

Yer Sofrası ve Sınır İhlallari – Nilüfer Göle – T24

Yeryüzü iftar sofrası yeni bir mekan siyasetiyle seküler dinsel sınırları ihlal ediyor. (Nilüfer Göle, Seküler ve Dinsel: Aşınan Sınırlar, Metis Yayınları, 2012). Son otuz yılda nasıl ki Müslüman gençler, inançlarından vazgeçmeden, örtüleriyle seküler sınırları ihlal ettiler, bugün de seküler gençler dini sınırları ihlal ediyorlar. Seküler yaşam bilgileriyle, iftar sofralarına oturuyorlar. Muktedir değil itiraz edebilen Müslümanlar tarafından misafir ediliyorlar. Bir zamanlar seküler aydınların Kemalizme itiraz ettikleri ve Müslümanları üniversitelerde bilgiye ortak ettikleri gibi.

 

Genel

Gezi ve sonrası için seçilmiş makaleler – yazılar – 2

Şu aşağıdaki ikisini Vahdet rica etti.

“Bir zamanlar mazlum olmak, zalimleşmemizi ya da zalimin yanında yer almamızı gerektirmiyor!” – Fikir Zamanı

Ey Müslümanlar!

Hayatımız değişiyor. Çocuklarımıza başka bir dünya bırakacağız.

Gezi hareketinin ortak paydaları ve yeni örgütlülük biçimleri – Cihan Tuğral – Fikir Zamanı

Yalnız, bu dinamiklere bakıp bir orta sınıf güzellemesi çıkarmak eleştirel sosyal bilimciler için de, sol siyaset için de yanıltıcı olur. Birincisi, benzer bir hataya 1980’lerde dünya çapında düşüldüğünü hatırlayalım. O zaman da orta sınıf (biçimsel) demokrasinin kahramanı ilan edilmişti. Sonraki yıllar orta sınıfın sıklıkla demokrasi karşıtı saflarda yer aldığını gösterdi oysa ki. Bugün orta sınıf daha da cesur, biçimsel demokrasiyi aşan taleplerin sırtlayıcısı haline gelmiş olabilir; ancak, bu aktörlerden bazılarının üç beş yıl sonra sermaye ile yeni talan ittifakları geliştirebileceği ihtimali gözden kaçmamalı. On yıllardır hayatları agresif/pozesif bireysellik (tüketim, başarı, rekabet, vs.) üzerine kurulmuş öznelerin, kamunun ortak alanlarını nereye kadar savunabilecekleri de sorgulanabilir.

Buna da ben denk geldim bugün. 2012 Şubatı’ndan bir yazı. Beyoğlu neden dönüşüyor, anlamak için.

beyoğlu’nda sokakların ‘ölümü’ – Mutlu Kent

Beyoğlu’nun belli yerlerinde, konutların yoğunlaştığı, yaya geçişlerinin imkansızlaştığı yerlerde, kontroller, farklı kullanım şekilleri, müdahaleler olabilir, orada yaşayan ve kullananlarla birlikte kararlar alınabilir. Ancak, ve de sadece bu güzergaha özgü olmamakla birlikte, seçilen rotada temel meselenin böyle bir kaygı olmadığını düşünüyorum.

Genel

Gezi ve sonrası için seçilmiş makaleler – yazılar

Tayyip Erdoğan Diktatör Müdür? – Ahmet İnsel – Birikim

Erdoğan, partisi içinde, hükümet içinde ve partisinin ve hükümetinin yetkilerinin siyasal ve toplumsal yaşamda yasal olarak uzanabildiği her alanda tüm yetkileri şahsında toplamış bir iktidarı, sadece son derece güçlü bir iktidar mevkiini değil aynı zamanda bir kişide toplanmış çok geniş bir yetki tekelini temsil ediyor. Bu nedenle ne kavramın bütünü dikkate alındığında demokrattır, ne de despot ya da tiran anlamında diktatördür. Bu kavramın 2500 yıl önce çıktığı ilk anlamı hatırlatan diktatör özellikleri gösterdiği için seçilmiş diktatör olarak nitelendirebiliriz.

Başbakan Kendine Bir Millet Seçiyor – Tanıl Bora – Birikim

Alaycı bir ifadeyle, Taksim’dekilerin ve onları destekleyenlerin milletliğini de teslim ediyor gerçi. Bir ucundan. Vatandaş kimliğini tanıyarak: “Onlar da vatandaşımız…”. Ama bu şartlı bir tanımadır: “Masumiyet” ve “samimiyet” koşuluna bağlı… Yani biraz saf olmaya… O saflar da şeytanî faiz lobilerinin, menhus dış güçlerin, habis terör örgütlerinin istismarına açıktırlar. Milletin büyük davaları, bu vatandaşlarımızın yarım aklına emanet edilebilir mi? Onlar, milletin zımmileri gibidir. Çoğunluk milletin egemenliğini tanıyarak, onun hoşgörüsü ve himayesi altında yaşayıp gitsinler.

 Bu Aralar Tarih Oldukça Hızlandı: Eylemin Duygu Durumu ve İnanmak Üzerine – Roza Kamiloğlu – Birikim

Bir maymunun eylem halindeki insan gibi savunma anında coşkuya kapıldığı biliniyor. Bizim içinse savunma anında atıldığımız, hissettiğimiz duygu toplumsal bir karaktere bürünüyor. Şu sıralar birçok alanda/parkta/şehirde devam eden eylemin/”durma”nın coşku hali insanın otonom içgüdüsüdür. Sosyal saldırılar karşısında ritmik ses çıkaran şempanzeler toplumsal savunma refleksimizde bir noktayı vurguluyor: Birlikte slogan atmak, coşkulu duygu durumdan temellenen inançları şekillendirmek, türkü söylemek demek insanlıktan çıkmak, şiddete meyil etmek demek değildir.

Faiz Lobisi Mi? – Cem Somel – Fikir Zamanı

Hâdise şöyle cereyan ediyor. Türkiye’de bir banka, yurt dışında bir bankadan döviz cinsinden kredi alıyor. Bu dövizi Türkiye’de ithalatçılara satıyor. Bizim banka satıştan elde ettiği TL ile yurtta kredi veriyor. Bankanın amacı, aldığı kredi faiziyla verdiği kredi faizi arasındaki farktan kazanç sağlamaktır…  İthalatçılar bizim bankadan aldıkları dövizle yurtta ne satabilecek iseler, onları ithal ediyor: çikolata, elektronik cihazlar, otomobil, petrol, makina, lüks inşaat malzemesi vs. vs. İthalatçılar bu ithal malların satışından kâr geliri kazanıyor. Bu arada borç alınan döviz tekrar memleketten çıktı…. İthal malların TL fiyatı, dışardan devamlı borçlanmanın sağladığı döviz bolluğunun etkisi altında, ucuz. Vatandaş olarak bizler de ithal çikolatayı, elektronik cihazı, otomobili vs. ucuz ucuz satın alıyoruz. Firmalar da inşaat malzemesini, makinaları vs satın alıyor…

Bir Gezi hikayesi… Ya da diyalog üzerine

Bay Z. ile olan diyaloğumuzu romantize ediyor değilim. Hala anlaşamadığımız çok nokta var. Üstelik o kendi cemaatinde, ben kendi cemaatimde azınlığız. Peki neden bu hikayeyi anlattım? Hayır, “çıkar” ilişkim filan olduğundan değil. Ne Bay Z.’nin ne de burs alan öğrencinin bu yazının yazıldığından haberleri var. Bursun geri kalanını garantiye almaya çalışıyor da değilim. O öğrenciyi nasıl olsa bir şekilde okuturuz.

Umuda İhtiyacı Olan Müslümanın Gezi Rehberi… – Mehmet Efe

Doğrudan, ikirciksiz, sabırsız ama dikkatle dinlemeyi bilen bir gençlik. Önyargısız, filtresiz. Hakiki sözü olanları dinleyeceğinden kuşkum olmayan bir gençlik. Sussak da geliyor, aşağılasak da. Eylemleri üzerinden yürütülen iktidar kavgaları umurlarında değil. Burada olduklarını, rahat bırakılmak istediklerini, teslim alacakları dünyanın yaşanabilir kalması gerektiğini duyurup çekiliyorlar. Her gelişlerinde daha kalabalık geliyorlar.  Ateşlerden geçmeye istekli değiller ama etrafından yol bulmaya çalışmaktan çekinmiyorlar. Biz o ateşlere su taşısak da taşımasak da.

21.Yüzyılın Proletaryası-2 – Fatih Altınöz – Afili Filintalar

7.Acıya daha önceki kuşaklardan çok daha alışıklar.Çoğu parçalanmış ailelerden geliyor ve acının her türlüsüne bağışıklar. Dolayısıyla biber gazı sökmediği gibi tehdit, gözdağı, şantaj vb. eski yıldırma usulleri de onlara kolayca sökmez. Ölüme çok yakın yaşıyorlar zaten zihinsel olarak.

 

Genel

Özlüyoruz.

Genel

2 Temmuz ve Zülfü Livaneli

Bir 2 Temmuz. Bodrum’da Zülfü Livaneli Konserindeyiz. Livaneli: “Peki şimdi ne söyleyelim?” diye soruyor. Annem “Yangın Yeri” diye bağırıyor, herkes duyuyor, Livaneli, Leylim Ley söylüyor.

Olsun. Senin de canın sağ olsun.