Gezi ve sonrası için seçilmiş makaleler – yazılar

Tayyip Erdoğan Diktatör Müdür? – Ahmet İnsel – Birikim

Erdoğan, partisi içinde, hükümet içinde ve partisinin ve hükümetinin yetkilerinin siyasal ve toplumsal yaşamda yasal olarak uzanabildiği her alanda tüm yetkileri şahsında toplamış bir iktidarı, sadece son derece güçlü bir iktidar mevkiini değil aynı zamanda bir kişide toplanmış çok geniş bir yetki tekelini temsil ediyor. Bu nedenle ne kavramın bütünü dikkate alındığında demokrattır, ne de despot ya da tiran anlamında diktatördür. Bu kavramın 2500 yıl önce çıktığı ilk anlamı hatırlatan diktatör özellikleri gösterdiği için seçilmiş diktatör olarak nitelendirebiliriz.

Başbakan Kendine Bir Millet Seçiyor – Tanıl Bora – Birikim

Alaycı bir ifadeyle, Taksim’dekilerin ve onları destekleyenlerin milletliğini de teslim ediyor gerçi. Bir ucundan. Vatandaş kimliğini tanıyarak: “Onlar da vatandaşımız…”. Ama bu şartlı bir tanımadır: “Masumiyet” ve “samimiyet” koşuluna bağlı… Yani biraz saf olmaya… O saflar da şeytanî faiz lobilerinin, menhus dış güçlerin, habis terör örgütlerinin istismarına açıktırlar. Milletin büyük davaları, bu vatandaşlarımızın yarım aklına emanet edilebilir mi? Onlar, milletin zımmileri gibidir. Çoğunluk milletin egemenliğini tanıyarak, onun hoşgörüsü ve himayesi altında yaşayıp gitsinler.

 Bu Aralar Tarih Oldukça Hızlandı: Eylemin Duygu Durumu ve İnanmak Üzerine – Roza Kamiloğlu – Birikim

Bir maymunun eylem halindeki insan gibi savunma anında coşkuya kapıldığı biliniyor. Bizim içinse savunma anında atıldığımız, hissettiğimiz duygu toplumsal bir karaktere bürünüyor. Şu sıralar birçok alanda/parkta/şehirde devam eden eylemin/”durma”nın coşku hali insanın otonom içgüdüsüdür. Sosyal saldırılar karşısında ritmik ses çıkaran şempanzeler toplumsal savunma refleksimizde bir noktayı vurguluyor: Birlikte slogan atmak, coşkulu duygu durumdan temellenen inançları şekillendirmek, türkü söylemek demek insanlıktan çıkmak, şiddete meyil etmek demek değildir.

Faiz Lobisi Mi? – Cem Somel – Fikir Zamanı

Hâdise şöyle cereyan ediyor. Türkiye’de bir banka, yurt dışında bir bankadan döviz cinsinden kredi alıyor. Bu dövizi Türkiye’de ithalatçılara satıyor. Bizim banka satıştan elde ettiği TL ile yurtta kredi veriyor. Bankanın amacı, aldığı kredi faiziyla verdiği kredi faizi arasındaki farktan kazanç sağlamaktır…  İthalatçılar bizim bankadan aldıkları dövizle yurtta ne satabilecek iseler, onları ithal ediyor: çikolata, elektronik cihazlar, otomobil, petrol, makina, lüks inşaat malzemesi vs. vs. İthalatçılar bu ithal malların satışından kâr geliri kazanıyor. Bu arada borç alınan döviz tekrar memleketten çıktı…. İthal malların TL fiyatı, dışardan devamlı borçlanmanın sağladığı döviz bolluğunun etkisi altında, ucuz. Vatandaş olarak bizler de ithal çikolatayı, elektronik cihazı, otomobili vs. ucuz ucuz satın alıyoruz. Firmalar da inşaat malzemesini, makinaları vs satın alıyor…

Bir Gezi hikayesi… Ya da diyalog üzerine

Bay Z. ile olan diyaloğumuzu romantize ediyor değilim. Hala anlaşamadığımız çok nokta var. Üstelik o kendi cemaatinde, ben kendi cemaatimde azınlığız. Peki neden bu hikayeyi anlattım? Hayır, “çıkar” ilişkim filan olduğundan değil. Ne Bay Z.’nin ne de burs alan öğrencinin bu yazının yazıldığından haberleri var. Bursun geri kalanını garantiye almaya çalışıyor da değilim. O öğrenciyi nasıl olsa bir şekilde okuturuz.

Umuda İhtiyacı Olan Müslümanın Gezi Rehberi… – Mehmet Efe

Doğrudan, ikirciksiz, sabırsız ama dikkatle dinlemeyi bilen bir gençlik. Önyargısız, filtresiz. Hakiki sözü olanları dinleyeceğinden kuşkum olmayan bir gençlik. Sussak da geliyor, aşağılasak da. Eylemleri üzerinden yürütülen iktidar kavgaları umurlarında değil. Burada olduklarını, rahat bırakılmak istediklerini, teslim alacakları dünyanın yaşanabilir kalması gerektiğini duyurup çekiliyorlar. Her gelişlerinde daha kalabalık geliyorlar.  Ateşlerden geçmeye istekli değiller ama etrafından yol bulmaya çalışmaktan çekinmiyorlar. Biz o ateşlere su taşısak da taşımasak da.

21.Yüzyılın Proletaryası-2 – Fatih Altınöz – Afili Filintalar

7.Acıya daha önceki kuşaklardan çok daha alışıklar.Çoğu parçalanmış ailelerden geliyor ve acının her türlüsüne bağışıklar. Dolayısıyla biber gazı sökmediği gibi tehdit, gözdağı, şantaj vb. eski yıldırma usulleri de onlara kolayca sökmez. Ölüme çok yakın yaşıyorlar zaten zihinsel olarak.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir